Bitmeyen Yazıt – V

Kılıç, ok ya da büyük silahlar taşımayı oldum olası sevmemişti. Aldığı eğitim zaten bunlara gerek duymamasını sağlamıştı. Üzerindeki gizli ceplerde çivili bilyeler, küçük fırlatma bıçakları, küçük bir borunun içine koyarak üflediği oklar, sekiz köşeli avuç içi büyüklüğünde bıçaklar, boğma telleri vardı. El ve ayaklarını da kurbanının kemiklerini kırmak için kullanmaktan da zevk alırdı.

Sessizdi. Gerçekten sessizdi. Konuşamıyordu. Zaten oldum olası konuşmaktan hoşlanmamıştı.

Eğitimini ölmeden ve sakat kalmadan bitiren herkes gibi o da ustasına bağlılığını ve minnetini bir uzvunu keserek göstermişti. Dilini kesip bir tepsi içinde ustasına sunarken hiç pişmanlık hissetmemişti. Konuşmak gereksiz bir eylemdi.

İki nöbetçi yanından geçip gidebilirlerdi. Onu fark etmemişlerdi. Birden önlerine çıkıp boğazlarına küçük zehirli bıçakları sapladı. Ani ölüm geldiğinde yapacak bir şeyleri kalmayan adamların cansız bedenlerini kolayca omuzlarına alıp çalıların arasına bıraktı.

Çok güzel bir akşamdı ve eğleniyordu.

Bitmeyen Yazıt – IV

Önceleri Alakuşağın altından geçebilir idik
Asar’a gidip Tanrıları görebilir idik
Erliğ’in yanına varıp gelebilir idik

Sonra
Bukra ile Sangal’ın savaşı başladı
Başladı ama bitmedi

Savaşın başladığı an hatıralardan çıkınca
Tanrı Kayra emir buyurunca
Gök yarılıp içinden geçilince
İki can yeniden hayat bulunca
Yedi Ocak da yanınca
Saklı Vadide yeniden bir ulus kuruldu

O ulustan bir çocuk
Göğsünde ejderha lekesi ile doğacak
Doğar doğmaz ayağa kalkacak
Ata Mağarasının karanlığından
Kendi adımlarıyla çıkacak